Godzilla, "İstanbul ile tek başım(l)a başa çıkamam, onun'çün yerime üç başlı canavar Kral Ghidorah'yı gönderdim"demişmiş...


15 Temmuz 2009 Çarşamba

ROBO VAMPIRE

Sevdiklerinize işkence mi yapmak istiyorsunuz? Hemen bir Godfrey Ho filmi edinin. Şeytani anlarınızın biricik dostu, Godfrey Ho filmi...
Yeni bir paçavra filmle daha karşınızdayım. Bugün işleyeceğimiz film, Godfrey Ho adından da anlaşılacağı üzere, fantastiko ve dandikonun dibine vurmuş ROBO VAMPIRE. Aslında ortada vampir bir robot olmadığında dolayı Robot vs. Vampir deselermiş daha yerinde olurmuş ama filmin tek falsosu bu olmadığı için, hiç girip karıştırmaya gerek yok.
Pek öyle zeki bir tip olmadığımdan dolayı, bir Godfrey Ho filminin konusunu o kadar kolay çözemiyorum. Bir de her ne kadar basit filmler gibi gözükse de bu türler, anlamak hep zaman istiyor. Anladığım ve anlamadığım yerleri uydurduğum kadarıyla anlatmam gerekirse sanırım şöyle bir şeyler yazabilirim;

Uyuşturucu kaçakçılığı yapan çete, peşindeki narkotik şubeyi alt etmek için vampirlerden yararlanmaya karar verir. Çin usulü vampirleri artık tanımış olmanız lazım, hani yalnızca kendilerini canlandıran rahibe itaat eden, alınlarındaki sarı dua kağıdının çıkarılması ile canlanan ve zıplayarak hareket eden vampir türü. Vampirler, işe de yarar doğrusu. Bu esnada narkotik şube polislerinden bir kadın kaçırılarak, hapsedilir. Üst kottaki bir musluktan, altında oturan kişinin kafasına su damlaması usulüyle yapılan işkenceye de işte bu abla sayesinde şahit oluruz. Abla saçlarını, “sıkın şu musluğu allah aşkına” diye her savuruşunda, vicdanlı seyircinin etkilenmemesine (!) olanak yok doğrusu. Bu arada narkotik polisinin baskınlarından biri esnasında polislerden biri yaralanır. Hastanede kendisinden bir adet cillop gibi robot yapılarak, direk vampirlerin üstüne salınır. Hiç Robocop mobocop demeye bile gerek yok. Lakin Robo’ya şu dakika dönüp birşey sormak istiyorum: “Oğlum, annen okul müsameresi için mi dikti len kıyafetini?” (Hoş dalga geçtim düpedüz ama filmi izlediğim dönemde ben de aynısını annemden talep etmiştim ve hatta anacağım da “hah evladım 'kız' gibi olacak parlak parlak. Dikeyim hemen” demiş idi. Neyse kurcalamayın). Kendisi bana cevabını özel olarak vereceği için sizleri bekletmeden hikayeye devam edeyim, bilmiyorum ne kadar mantıklı geliyor ama.


Çete ile narkotik arasındaki olaylar gerilla aksiyonu tadında gelişirken, robotumuz da vampirle manyetik sesi ve ağır hareketleriyle savaşmaktadır. Yönetmen amca olayların seyrini bir ara, ana vampir- kadın bir hayalet ve söz konusu robot arasındaki bir aşk üçgenine çevirerek kadın seyirciyi de ihmal etmediğini göstermiştir. Zira aslında robot polisin ölmeden önce kızarkadaşı veyahut karısı olduğunu öğrendiğimiz hayalet hanım kızımız, polislik gibi tehlikeli bir mesleği icra ettiği için robota sitem ederken görülür. Öte yandan vampirle hangi ara aşna-fişne olayına girdi hatırlamıyorum valla.

Hayalet kızımız

Vampir efendisi rahip

Anlattığım gibi iki koldan yürüyen hikayenin final sahnesi içinse söylenebilecek tek bir kelime olmadığını bilmeme rağmen, ben de bu işi zaten cümle bazında yapacağımdan çok da çekiniyor değilim dostlar. Gerilla aksiyonu ile uyuşturucu çetesi yerlebir edilirken, şehrin karanlık sokaklarında karşı karşıya gelen robot ve King Kong suratlı vampir (evet yanlış okumadın King Kong dedim), araya hayaletin ve vampirin efendisi rahibin de dahil olmasıyla adrenalini yükselten bir seyir vaadediyor. Her ne kadar zıplayarak ilerleyen vampiri kovalayan robotun ağır çekim yürüyüşü ile ‘bu filmin bitmesi aylar alır herhalde’ korkusunu seyircinin yüreğine verse de.

"Sevdiceğim kaçma benden" diyen Robo, vampirin peşinde...

Yazımı, film vesilesiyle beni çok duygulandıran yönetmen Godfrey Ho’ya yazdığım bir mektupla bitiriyorum;

Sevgili Fernando Pessoa’ya taş çıkartacak kadar çok takma ismi olan Godfrey Ho amca,
Filmlerinizin yılmaz bir hayranıyım. Her ne kadar film külliyatınız içerisinde seyrettiğim film sayısı birine hayran olabilmek için oldukça az miktarda da olsa, bu cüretimi bağışlayacağınızı umuyorum. Şu hayatta, birçokları tarafından demode hatta kitsch olarak nitelenen eklektik ruhumu okşayacak yegane şey sizin filmleriniz. İstiyorum ki, bir fırsatım olsun da film külliyatınızı devireyim, o onbin parçaya bölerek, katlanarak büyüyen miktarlarda daha ürettiğiniz filmlerinizin hepsini seyredebileyim. İnanıyorum ki, yıllar önce, daha kimsecikler bilmez iken, kes-yapıştır sanatını kullanarak harikalar yarattığınız filmlerinizde, doğru parçaları bir araya getirebilirsem, işte orada, hayatın biz insanoğluna bahşettiği yegane şeyi bulabileceğim. Satori yolunda bana bu kapıyı açtığınız için teşekkürü borç biliyor, Türk örf ve adetlerine göre ellerinizden öpüyorum.

ROBO VAMPIRE 1988

Y: Godrey Ho

O: Valla şu an hiç önemi yok, ayıp olacak ama...

Beyler, kimlik kontrolü var. Rahip de olsa kimliğini arka cebine sıkıştırıvermiş. Atmıyorum, harbiden!!!

13 Temmuz 2009 Pazartesi

HONG KONG’TA BİR PERİLİ KÖŞK / SEX BEYOND THE GRAVE

İkinci Dünya Savaşı tüm şiddetiyle devam etmekteyken, peşindeki Japon askerlerden kurtulmak için kocası ve oğluyla komşu köşke sığınan Ah Hua, köşk sahibi Tao amcanın ihanetiyle Japon askeri tarafından kocası ve çocuğu öldürüldükten sonra tecavüze uğrayacak, aklını yitirdiği noktada da hayın Tao amca aynı şeyi tekrarladıktan sonra kadının mücevherlerine ev sahipliği yapan müzik kutusunu iç ederek, Ah Hua’yı öldürecektir. Hunharca bir cinayete kurban giden Ah Hua, hayalet olarak köşke musallat olup, böylelikle amerikanvari bir Hong Kong hayalet filmi izlememize sebep olacaktır.
Yıllar sonraya giderek devam eden filmde Tao amcanın mirasını devralan oğlun azılı bir kumarbaz olduğunu görürüz. Günlerden birgün kör bir falcı tarafından elindeki “uğurlu tabloyu” alırsa şansının döneceğini öğrenen Tao, durur mu? Bu andan sonra şansı konusunda sürekli falcının tavsiyelerini dinleyecek ama bunu sadece kulağıyla yapıp, pek de kulak asmadığından dolayı hayaletin intikamından nasibini alacaktır. Ama ona sıra gelene kadar asıl, modern zamanların ideal çekirdek ailesi konumunda, seyirciye bir prototip gibi sunulan, Tao’nun kumar borcuna karşılık köşkü sattığı Yang ailesi, hiçbir ilgisi olmadığı bu intikamdan muzdarip olacaktır.

Yang ailesinin köşke taşındıktan sonra başına gelen garip olayları şöyle sıralayabiliriz sanırım;
1. Pencerede yansımak suretiyle sadece seyirciye görünen Ah Hua’nın hayaleti,

2. İkide bir hayalet tarafından kaçırılıp, köşkün bahçesindeki kuyuya atılan oğlan çocuğu,

3. Uçan buzdolabı ve uçurulan insanlar. Özellikle bu sahnelerde herşey o kadar hızlı olup bitiyor ki “Tüh len, kumandanın üstüne oturdum da koca kıçım ileri sarma tuşuna mı takılı kaldı acebe?” diye düşünmeden edemiyorsunuz. Tabii koca bir kıçınız varsa bu dediğim geçerli,
4. Kendi başına hareket eden bir kukla, ki harbiden korkutucu olduğu anlar mevcut,
5. Batı tarzı inşa edilmiş köşkteki hayaletle mücadele etmesi için önce batılı bir rahip-profesörden medet umulması da çok ilginç doğrusu. Buyrun kendi gözünüzle görün,
6. Baktılar hıristiyan rahip hak getire, geleneksel Tao’cu büyücüyle yola devam etme kararı alan aile, bununla da bir çözüme ulaşamaz. Lakin seyirci pek bir eğlenir bu sahnelerde. Bakınız şu yazan kulunuz,
7. Filmin seyrini, daha doğrusu intikamı asıl hedef noktasına çeviren şey ise herşeyden daha komiktir ama yazıp da bozmak istemem ( Sanki, diğer şeyleri bozmadım da! Yine de 'Oh, içimin yağları eridi' diye bir tabir vardır, bilirsiniz. İşte çok geç yaşta, acayip bir kız arkadaşımdan öğrendiğim bu tabiri, hazır birçok şeyi açık etmişken, hayatımda bir kezcik olsun dillendirmek istedim)

Son olarak seks bunun neresinde diye soran meraklılar için, “her film, adı gibi olsa daha neler meraklı” demek istesem de, öyle abartmadan, tam da adının doğruluğunu kanıtlayan ufak ama önemli bir sahne olduğunu söyleyeyim bari n’edeyim.
Ben böyle saçma film izlemedim desem yalan olur sevgili seyirciler. Yanlış anlamaya fırsat vermeden, saçma olduğu kadar da harika bir film olduğunu eklemeliyim hemen.1984 Shaw Brothers yapımı olan filmi dandikus korkusuz olarak sınıflandırıp, saçımdaki ak sayısı artarken, beni bu filmler mahvetti diyor ve bir başkasını izlemek üzere dvd oynatıcıya gidiyorum.

FUNG LAU YUEN GWAI / SEX BEYOND THE GRAVE 1984-SHAW BROTHERS
Y: Chiu Chun-Keung
O: Liu Yung, Chien Hui-Yi, Ku Kuan-Chung

12 Temmuz 2009 Pazar

YARABBİ ŞÜKÜR / EBOLA SYNDROME

Yönetmen Herman Yau ve oyuncu Anthony Wong’u birkez daha biraraya getiren ve Bunman: The Untold Story ile benzerlikler taşıyan bir başka film ise 1996 yapımı Ebola Syndrome. Bunman’deki gibi kişilik bozukluğu olan bir karakteri canlandıran Anthony Wong, bu defa biraz daha karikatürvari olarak karşımıza çıkıyor. Ya da büyük ihtimal bana öyle gelmiş olabilir, zira kendimi kahkahalarla gülmekten alamadım.
Patronunun karısıyla “iş” üzerindeyken, basılan Kai Wong, önce “Aman canım patronum, yaman cicim patronum” diye adamın ayaklarına kapandıysa da, iki dakika içinde eline geçen ilk fırsatta patronunu, patronun diğer adamını ve karısını bahçe makasıyla doğramak için ikinci kez düşünmüyor. Bu esnada bu katliama şahit olan patronun kızını ise ne hikmetse, üzerine benzin dökerek yakmaktan son anda vazgeçiyor, ki bu benzin sahnesi Bunman’de de var idi. Ama o filmde amacına ulaşmış idi.
Adamımız arkasında bu kız evladını bırakarak Güney Afrika’ya, Johannesburg’a kapağı atarak, orada bir lokantada çalışmaya başlar. Aradan 10 yıl geçmiştir. Gördüğümüz kadarıyla patronu tarafından üç kuruş paraya çalıştırılan Kai, et satın almaktan doğramaya kadar her türlü işi de yapmaktadır. Patronu canlandıran 5 Venom’lardan Lo Meng ile arasının da fena olmadığı sezilmektedir.
Oh, gene ne uzattım yarabbi! İşte efendim, günlerden birgün patron ucuz et alabileceği bir yer bulmuştur ve Kai’yi de yanına alarak Zulu Kabilesi’nin olduğu bölgeye doğru yola çıkar. Kabilenin mekanına geldiklerinde Zulu’ların birçoğunun hastalıktan kırıldıklarını görürler ama cehalet parayla değil ki canlarım. Pek birşey anlamadan kocaman domuzlarını alarak gerisin geri dönmek için yola çıkarlar. Henüz geniş savanadan çıkamadan arabayı ağaca gömen Kai, bu nedenden dolayı patronuyla tartışınca, kapris yapıp arabadan iner ve yürümeye başlar. Nehrin kıyısında cıbıldak Zulu yerlisi kadını görünce zaten cinsel anlamda da pek tekin biri olmadığından kelli kadına sarkmaya karar verir. İşte o an Ebola virüsü kapmış ve krize girmiş kadın oracıkta can verirken bizim akıllı kadının ırzına geçer ve filmin adından da anlaşılacağı üzere tüm dünyaya yaymak üzere Ebola virüsünü artık tekeline almıştır. Lakin şanslı hergele adamımız 10 milyonda bir görülen bir durumla hastalığa karşı bağışıklıdır, yani kendisi hastalıktan etkilenmeyecek ama taşıyıcı olarak önüne gelene bulaştıracaktır. Bu arada yıllar önce öldürdüğü patronun kızı da, kokusundan(!) Kai’yı tanır ve işlediği cinayetin bedeli olarak adalete teslim edebilmek için adamın peşine düşer. İkinci kez vahşice patron katliamına girişen Kai, zaten kaçarak geldiği yer Hong Kong’a döner ve hastalığı herkesçiklere bulaştırmaya burada devam eder.
CSI: JOHANNESBURG

Şimdi, bildik kanlı katliamlarımız, bu defa cinsellik dozu arttırılmış olarak çıkıyor karşımıza. Yine o kadar ceset yaptık, et boşa gitmesin diye, cimri değil ama tutumlu nineler gibi, etin ne eti olduğuna bakmadan Afrika Burgerleri yaparak, insanların damak tadlarını tatmin etmesini de biliyor adamımız Kai. Hele ebola virüsü bulaştırdığını farkettiğinde, kendini savunmak için polise ve insanlara tükürükle saldırışı gerçekten takdire şayan.

Vicdansız Wong, hayatta en sevdiğim varlık kurbağaları doğrarken



Son olarak finaline bakarak Bunman ile minik bir karşılaştırma yapacak olursak, yönetmen baskı altında kalmış gibi bu defa iyiliksever seyirci için (ki ben değilim), “oh olsun” kıvamında, tatmin edici bir finalle filmi sonlandırmış.

Sonuç olarak, Bunman’in şok edici yapısı, bu filmde komediyle harmanlandığından bünyeyi o kadar etkilemese de- mideyi yeterince etkiliyor ama o ayrı- yine de konusunun tuhaflığıyla bile ilgiyi hak ediyor.

YI BOOH LAAI BENG DUK / EBOLA SYNDROME 1996
Y: Herman Yau
O: Anthony Wong, Lo Meng, Angel Wong

*Filmle ilgili başka bir yazı için İYİ 'KÖTÜ FİLM' e alayım sizi...

11 Temmuz 2009 Cumartesi

ÇÖREK ADAMIN KADERİ / BUNMAN: THE UNTOLD STORY

1993 yapımı Bunman: The Untold Story, belki adının ima ettiği gibi anlatılmadan kalsa daha iyi olabilecek bir film ama kendime hakim olamıyorum.

1978’de Hong Kong’ta açılan hikayenin antikahramanı Wong Chi Hang, kumarda hile yaparak kazandığı parayı işvereninden alamayınca içindeki psikopatı ortaya çıkarıp, adamı oracıkta feci şekilde öldürür. Gerekli kimlik değişimlerinin ardından Macau’ya taşınır ve 8 sene sonra içindeki saykoyu, yine benzer bir durum için yeniden ortaya çıkarır. Ama bu defa, şansı beklediği kadar yaver gitmeyecek, beceriksiz bir polis ekibi peşine düşecektir.

CSI: MACAU

Bu filmdeki rolüyle 1994 Hong Kong Film Ödülleri’nden en iyi aktör dalında ödül alan Anthony Wong, gerçekten, rolünün hakkını vermiş. Yalnız kişisel olarak Wong ile ilgili bir şey eklemem gerekirse, ben bu adama gülmeden bakamıyorum kardeşim. Genelde kahkaha şeklinde tepki vermeme neden olsa da, bir tek Infernal Affairs’te, sadece kikirdemeyle kurtulmuştum. O filmde gülünecek bir durum yoktu tabii, o ayrı. Bu filmde de normal seyirci için pek gülünecek bir durum yok ama siz söyleyin, şu gözlüklerin ardına saklanmış, oldukça yakışıklı olmasına rağmen Michael Caine ironisini yüzünde taşıyan bu adama gülmeyeyim de ne yapayım? Yanlış anlaşılmasın, gözlük takmış biriyle dalga geçme gibi bir durumumun olmasına imkan yok, zira kendim gözlüklüyüm zaten (hoş, en pis dalgayı kendimle geçiyorum ama…). Neyse, siz iyisi mi fotoya bakın, ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.


Kendimi yalanlamak gibi olmasın ama filmin ilk yarısında düpedüz gülünecek, daha doğrusu seyirciyi güldürmek için bilerek filme katılmış bir unsur elbette var. Kendini polis ekibi olarak belli eden bu oyuncu topluluğu filmin o “ağır” havasını biraz yumuşatma başarısını gösteriyor. Ama onun haricinde hiçbir arkadaşıma alenen Wong’u gördüğün yerlerde kahkaha at demem, diyemem. O kadar vicdansız değilem.

Filmi seyretmemiş okuyucu için ne ifade etti şu yukarda saçmaladıklarım, inanın empati yeteneğim sıfır. Dolayısıyla yazıyı biraz anlamlandırabilmek için bu filmi, anlatmadan bırakma düşünceme sebep olan unsurlar neydi, onlara bir bakış atalım, olmaz mı? Bu noktada film hakkında açık verebilirim-isteyen spoiler desin, sakıncası yok- dikkatli olun.

8 sene sonra, bir restoranda çalışan Wong, yukarda bahsettiğim gerek kumar borcu cinnetiyle hunharca işlediği cinayet, gerekse de bu işlediği cinayetin şüphe uyandırması sonucu kendisinden şüphelenen insanları, her ne kadar ortadan kaldırdıysa da, kendisi böyyük bir problemle ortada kalır. O da cesetlerdir. Wong, dellendiğinde bir sayko profili çizse de aslında çok sakin bir adamdır. Dolayısıyla paniğe mahal vermeden, bir güzel buharda mantı ve yahut na işte bu “bun” denilen çörek için bol bol malzemesi olduğunu fark eder. Beceriksiz polis ekibimiz dahil, herkesçikler de bu leziz mi leziz çöreklerin methini duymuş ve restoranda kuyruk bile yapmışlardır.

Aman pek lezzetliymiş!

İlk unsuru güzel anladın mı cicim? Geçelim ikinci unsura; malum yemek yapmak öyle kolay şey değil! Hele etli yemekler için satırı düzgün sallamak lazım. Bu esnada nasıl bir kan gölü Yarab, sen büyüksün! Abartmadan geçiyorum üçe; sağolsun saykomuz yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin önüne çıkan herkesi imha etmek konusunda çok başarılı bir profil çiziyor. Elbette bu esnada izleyici de çocuklara yönelen bu şiddete alenen maruz kalıyor. Çocuğu olan izlemesin valla. Anlatmayayım mı daha? Pekala…

Çok beğendiğim bir seramik deseniBir el atalım mı Wong abi?

İşte böyle… Herman Yau’nun yönetmenliğinde karışık türlü (gerilim, kan banyosu, işkence, yamyam vs.) başka bir CAT III filmiyle yoluma devam ederken, bir sonraki yazının temelini yine aynı yönetmen ve oyuncunun üç yıl sonra çektikleri, bu filmle arasında paralellikler bulunan Ebola Syndrome olduğu arkası yarının belirtip, bu tür filmler için kişisel uyarımı okumak isteyen arkadaşların bir iki satır aşağı inmesini, diğerlerinin ise bir dahaki filmimizde buluşmak üzere mutlu ve huzurlu kalmalarını temenni ederek ayrılıyorum.

Kelle paça yerken gıkınız çıkmıyor ama!..

Kanın, vahşetin ve insan etinin kol gezdiği filmlerden kolay kolay etkilenmeyen bir bünyem var ama yine de izleyiş saatime ya da mide durumuma göre çeşitli film izleme taktiklerim var. Mesela sabahın erken saatlerinde açken böyle tür bir film izlerken hafif bir etki hissediyorum ama açlık hali devam ederken gece geç saatlerde aynı etki hiç olmuyor, aksine odun misali yayılıp izleme gibi bir tuhaflığım var. Aynı şekilde hiçbir yamyam etkileşimli filmi tok karnına izlemenizi tavsiye etmem (Aa bak bir şey tavsiye ettim sonunda), her ne kadar insanoğlu “asıl açken izlenmez, yoksa filmden sonra-ki sonunu getirebilirsen tabii-yemek yiyemezük” gibi bir kanıya kapılsa da. Deneyin etkisini tartışalım.

BAAT SIN FAAN DIM JI YAN YUK CHA SIU BAAU / BUNMAN: THE UNTOLD STORY 1993
Y: Herman Yau
O: Anthony Wong, Danny Lee, Emily Kwan Bo-Wai

Yazıya sıkıştıramama durumu klasik bir hal almaya başladı sanırım. Filmden yakaladığım iki görüntüye, bencil değiliz ya, birlikte bakalım istedim;

1. Modern memleketimin en gelişmiş hız kesme aracı tümseğin çin versiyonu

2. Doğudan tanıdık bir öğe, plastik tabure

10 Temmuz 2009 Cuma

ROBOMEME VS. TERMIROBO / ROBOTRIX

Öyle uyuz bir sıcak var ki bir kung fu filmi anlatıp kendimi galeyana getirmek suretiyle ayaklandıracak mecalim yok. Dolayısıyla biraz tür değişikliği yapıp çin usulü robot filmine dalıyorum.


1991 Hong Kong- Japon ortak yapımı CAT III olarak sınıflandırılmış Robotrix, Terminator kılığında gezen bir robotun, Robocop usulüyle meydana getirilen başka robotlarla cinsellik dozu yükseltilmiş bir aksiyonla kapışmasının hikayesi. Daha ayrıntılı anlatmak gerekirse hep beraber elele tutuşup bir paragraf başı yapalım.
Robot piyasasının duayeni şeyhin oğlu, Japon robot dahisi bilimadamı tarafından kaçırılır. Dünya robot piyasasına hükmetmek isteyen ve tasarımlarında son derece ileriye gitmiş profesör, Japon devleti tarafından uyarılmış, şeyh tarafından da sürekli reddedilmiştir.




Expo-Robo 1991


İşte bunun intikamını almak isteyen deli profesör son geliştirdiği robota kendini intihar etmek suretiyle beynini düşünce bazında nakledip, esecek terörü terminatör kılığında, deri pantolon-ceket takımı içerisinde vücuda getirmiştir. Ayriyeten herkese nasip olmayan pek görkemli bir uzuv da eklemiştir Termirobo’suna, lakin ben burda dillendiremiciğim.



Bas bas paraları Leyla'ya


Başka bir japon bilimkadını da, şeyhin korumalığını yaparken Termirobo tarafından öldürülen kadın polis memuresi Linda’yı (Cikako Aoyama), aynı yöntemle, yani cesedinden elektrik akımıyla beynini robota nakil ederek- bu arada metal görünümlü robotumuz fiziki olarak da Linda’nın şeklini alır- Termirobo’ya karşılık, koca memeli genel adı “Havva” olan robotu yaratır.



Linda'ya beyin nakli


Filmin bundan sonrası rahatça anlaşılacağı üzere Robomeme ’nin, japon bilimkadının diğer koca memeli robotu (Amy Yip) ve çin polisi ile elele verip Termirobo ’yu yakalamasının ve rehineyi kurtarmasının öyküsüdür. Her ne kadar yavan anlatımımla sıradan bir rehine kurtarma öyküsü gibi durmuşsa da dostlarım, ikinci paragrafın ikinci virgülünden sonrasını, bir daha okumanızı öneririm. Sizleri filmden görüntülerle başbaşa bırakırken, aslında neler anlatırım anlatmasına ama filmin, bir CAT III filmi olduğunu gözünüze sokmanın daha çok işime geldiğini itiraf etmeliyim.


En sevdiğim kamera açısı

Klasik Diskodaki Wc sahnesi. Belden çıkan kabloya dikkat. Ayriyeten idrar değil o yavrum. Biraz önce galon galon içilmiş içkinin geri dönüşü ve sağda wc görevlisi abla

Yönetmenliğini Jamie Luk Kim-Ming’in üstlendiği Robotrix, yönetmeninden ziyade aktristleriyle ön plana çıkıyor. Erkek seyirci daha aşinadır ya, bir Amy Yip olsun bir Chikako Aoyama abla olsun, sadece memeleriyle değil aksiyon sahneleriyle de göz dolduruyorlar. Eh, herkesin bakışaçısı kendine tabii...


Chikako Aoyama, markasını göremedim ama halk arasındaki tabiriyle hiltiyle, tam 'yerinden' delinirken


Çok mu meme meme dedim? Büyüklerime ayıp mı ettim acaba? Lakin alt tarafı meme işte, büyütülecek bir tarafı yok ki?.. Hmm... Tabii büyüğü daha makbul ama... Öy nereye gidiyor bu yazı ya.......................
Hadi bunaltmıyorum sizleri. Ne kadar kısa yazarsam o kadar çok film seyretmeye vaktim kalır. O kadarcık bencillik yapmaya da hakkım olsun di mi ama?



Bitirim ikili Chikako Aoyama ve Amy Yip


NU JI XIE REN / ROBOTRIX 1991-GOLDEN HARVEST
Y: Jamie Luk Kim-Ming
Dövüş kareografı: Yuen Tak
O: Aoyama Chiakao (Linda), Amy Yip (Anna), Billy Chow (Termirobo), Siu-Dan Hui (japon bilimkadını), David Ng Dai Wai (yazıda adını geçirmediğim Linda’nın erkek arkadaşı)

08 Temmuz 2009 Çarşamba

HAYDİ BRE PEHLİVANLAR / OILY MANIAC

Malumunuz geçen hafta Kırkpınar Yağlı Güreşleri var idi. Dolayısıyla haftanın anlam ve önemine binaen konuyla çok yakından(!) ilintili bir filmden bahsedeyim dedim. 1976 Shaw Biraderler yapımı korku türü olarak sınıflandırılan filmin orijinal adı olan Oily Maniac’ı türkçeye Yağlı Manyak diye çevirip bir süre eşe dosta bu tabirle hitap etme gibi bir güzelliği de bendenize kazandıran filme öncelikle teşekkürü borç bilirim. Yakın çevreme “Allah kolaylık versin ahali” diye burdan seslenirken, uzak çevreme de “Hadi gene şansınız varmış” diyorum ve geçiyorum bu çoktan seçmeli filmin konusuna;
Çocuk felcinden muzdarip, malın gözü bir avukatın yanında masa başı memuru olarak çalışan topal Sheng Yung, aile dostu, adını hatırlayamadığım ve bakmaya da şu an çok üşendiğim amcanın kızına vurgundur. Bir Hindistan cevizi yağı fabrikasında çalışan amca, günlerden birgün fabrikada çıkan bir kavga-ki kavga da öyle sıradan bir olay yüzünden değil, malın gözü avukatın körüklemesiyle çıkan cinstendir, yalnız olay mal sahiplerini ilgilendirdiğinden ben karışamam) sırasında kazara birini öldürünce hapse düşüp, idama mahkum edilir. İdam edilmeden evvel ziyaretine gelen Sheng Yung’a kızını emanet ederken- zaten Shen Yung kıza küçüklükten beri vurgundur ama topallığı dolayısıyla kompleks yaptığından kelli kıza o anlamda pek yaklaşamamaktadır (bildik hikaye işte)- sırtındaki acayip dövmeyi göstererek, dövmenin aslında Sheng Yung’un şaman olan babası tarafından yapılmış bir büyü olduğu ama yalnızca iyi nedenlerle kullanılırsa olumlu sonuç alınabileceğini, hakkın rahmetine kavuşmadan önce dövmeyi hemen kopyalamasını söyler. Avukat yanında çalışmasına rağmen ne hikmetse yanından aydingerini eksik etmeyen Sheng Yung durur mu? Çıkarır 0.4 rapidosunu, başlar çizmeye. O esnada aydınlanarak Malay dilinde yazılan büyünün kendisine pek de yabancı olmadığını hatırlar.

Kendine has bir adalet anlayışıyla hareket eden filmde, babasının intikamını almak isteyen kızın, “sana bundan sonra ben bakacağım” diyen Sheng Yung’un koltuk değneklerine attığı bakışın ardından sükut-u hayale uğrayan, üstüne üstlük çalıştığı ortamda da her türlü üç kağıdın şu hayatta galip çıktığına günbegün şahit olarak, hayata dair tiksinti duymaya başlayan Sheng Yung, büyüyü gerçekleştirmek üzere talimatları izleyerek, evinin döşemesinde açtığı çukura, sihirli kelimeyi dillendire dillendire batıp, dışarıya yağdan hallice acayip bir yaratık olarak çıkarak, söz konusu adaleti kendi yöntemlerine göre sağlayacaktır.

Dönüşüm


Önceleri yalnızca kadınlara karşı alınan intikam şeklinde kendini gösteren adalet, olayların büyümesi, Oily Maniac olarak adlandırılan, neyin nesi kimin fesi olduğu bilinmeyen bu yaratığın gazetelere düşmesi ile faaliyet alanını genişletecek ve film boyunca yürüttüğü tutarlılığını finalde de göstererek seyircinin beklentisini (ki buna meme ve seks sahneleri dahil) boşa çıkarmayacaktır.


Musluktan hep kan akacak değil ya! Biraz da yağ aksın!

Kavafis’e yahut Seferis’e ait olduğu halde, yıllardır hangisi olduğunu sürekli unutarak sürdürdüğüm hayatımda “Bir mendilde mürekkep misali yayılıyor sıkıntı” dizesini yazının sonuna ekleyerek, her ne kadar korku türü diye sınıflandırılsa da psikolojik altyapılı bir ultrakahraman filmiyle karşı karşıyayız. Gardınızı alınız ve filmi online seyretmek içün kılıcınızı hazırlayıp farenize tıklayınız.

Yazıya sıkıştıramadım ama canavarımızla ilgili birkaç gözalıcı özelliği iliştirmek istiyorum, nasıl bir canavarla karşı karşıyayız sorusunu soran seyirci için;
1. Canavar da olsa kapı açmak için kapı kolu kullanan bir canavar
2. Kaçarken koşmayı tercih eden bir canavar
3. Canavar da olsa herşeyden önce bir kalbi olan ve bunu alenen göstermekten çekinmeyen bir canavar
4. Arada bir dolmak için kendini benzinciye atan bir canavar
5. Duvarda, yerde, her türlü ortamda mürekkep misali yayılan, bölünerek çoğalamasa da bölünüp bölünüp yeniden biraraya gelebilen, termi'nin civa adamının öncülü bir canavar


YOU GUI ZI / OILY MANIAC (1976- SHAW BROTHERS)

Y: Hoh Mung-Wa (Ho Meng Hua) (Hong Kong korku sinemasının en önemli filmlerinden biri olan Black Magic I-II'nin de yönetmenidir. Baş üstünde tutulası, eli öpülesidir. Turizm olayına girersem, Hong Kong tarafına yapacağımız turda uğranılacak duraktır)
S: Chua Lam
O: Danny Lee Sau-Yin (Sheng Yung), Cheng Ping (amcanın kızı), Wang Hsieh (avukat) Yuen Wo-ping ve Corey Yuen Kwai 'yı küçük rollerde görmek mümkün